Siyaset ve Politika

Zaire'de Darbe « CIA Operasyonları

Kongo, (sonraki adı Zaire) 1960'ta Belçika'dan bağımsızlığını kazandığında, Patrice Lumumba ilk başbakanı oldu. Parlamentoda güçlü desteği olan karizmatik bir liderdi. Buna karşılık, yalnızca iki ay iktidarda kalabildi.

Solcu Lumumba, hiç de kolay olmayan bir yolu seçerek, ABD ile Sovyetler arasında tarafsız bir politika izlemeye kalkıştı. Ganalı Kwame Nkrumah'nın işaret ettiği gibi, İngiltere ve Fransa için Sovyetler'le diplomatik ilişkinin sakıncası yoktur, ama buna cüret eden herhangi bir Afrikalı lider ABD'nin düşmanı olurdu.

Lumumba'nın kaderi böyle oldu. Gerçi CIA "düzenli olarak Kongolu politikacı alıp satıyordu", ama Lumumba'nın hitabetteki ustalığı, iktidardan uzaklaştırılsa bile onu ABD'nin ayağına dolanacak bir çalı yapacaktı. Bu nedenle, Lumumba'nın öldürülmesinin daha doğru olacağına karar verdiler.

CIA Başkanı Allen Dulles, Lumumba'nın öldürülmesi emrini verdi. 1975'te yapılan bir Kongre soruşturmasında, öldürme emrinin Eisenhower'ın onayıyla verildiği yolunda "makul göstergeler" bulunduğu sonucuna varıldı. CIA, Afrika'ya öldürücü bir virüs gönderdi. Ancak virüsün kullanılmasına fırsat kalmadan, Lumumba CIA destekli Zaire Devlet Başkanı tarafından görevden uzaklaştırıldı. O da hayatını kurtarmak için ülkeden kaçtı.

Lumumba, CIA'nın yardımıyla, hükümetin kontrolünü ele geçiren General Joseph Mobutu'nun askerleri tarafından 1960'ın Aralık ayında yakalandı. Lumumba bir ayı aşkın bir süre tutuklu kaldı, sorgulandı, işkence edildi, sonra da kafasına kurşun sıkıldı. Cesedi hidroklorik asit içine atılarak eritildi.

Mobutu o tarihten beri Zaire'yi yönetiyor. Ülkenin geniş maden yataklarının cazibesi, CIA'yı onunla bir güven evliliğine yöneltti. Zaire'deki CIA istasyonu Afrika'dakilerin en büyüğüdür.

Mobutu'nun serveti milyarlarca dolar. Zaire ulusal gelirinin yüzde 40'ı ona ve avanesine akıyor. Öte yandan, ortalama bir Zaireli yılda 190 dolar kazanıyor.

Mobutu, protesto eylemi yapan öğrencileri "başkana hakaret" suçundan ömürboyu hapisle cezalandırıyor, muhalefet liderlerini akıl hastanelerine atarken, basına ve din adamlarına baskı uyguluyor. Halkı o denli nefret ediyor ki, Mobutu, bir süre nehir ortasında bir mavnada yaşamak zorunda kaldı.

Mobutu'nun zulmü, zaman geldi CIA'yı bile dehşete düşürdü. CIA, 1977'de Mobutu'ya karşı bir ayaklanmayı destekledi. Ama darbe başarısız olunca, CIA ve Mobutu öpüşüp barıştılar. 1992'de başka bir isyan patlak verdi. Halen iktidar için Mobutu ile çatışma sürüyor.

Irak « CIA Operasyonları

1991 başındaki Körfez Savaşı pek bir şey değiştirmedi. Şu eski ahbabımız despotik Kuveyt Emiri tahtına geri döndü. Eskiden dostumuz olan Saddam Hüseyin, bir-iki iğnelemeye karşın hâlâ iktidarda ve her zamanki gibi gaddar. Yüz binlerce Iraklı öldü, savaştan dönen binlerce Amerikan askeri esrarengiz bir hastalığın pençesinde ve Basra Körfezi tarihin en büyük çevre felaketini yaşıyor; binlerce ton petrol hâlâ temizlenmedi. Doğal olarak, "Acaba bunlardan kaçınılabilir miydi?" sorusu akla geliyor.

Tüm anlaşmazlık Kuveyt'in eğik sondaj yaparak Irak petrolünü çalmasıyla başladı. Kuveyt, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Brent Scowcroft'un eski şirketinden aldığı araçları kullanarak, Irak toprağı altındaki rezervlerden 14 milyon dolarlık petrol sızdırdı. Hatta, Kuveyt'in sondaj cihazlarını yerleştirdiği alan bile eskiden Irak toprağıydı. Eğik sondajla başkasının petrolünü çalmak Teksas'ta vurulmak için yeterlidir ve tabii Ortadoğu'da da savaş başlatmak için yeterli oldu.

Yine de anlaşmazlık görüşmelerle çözülebilirdi. Ama eğer bu işleri gerçekte savaş kışkırtmak amacıyla yapıyorsanız, savaştan kaçınmak zordur.

Kışkırtmanın en bilinen örneği, Irak'ın Kuveyt'i işgalinden beş gün önce Saddam'la ABD'nin Bağdat Büyükelçisi April Glaspie arasında gerçekleşen görüşmedir. CIA uydu fotoğrafları Irak işgal birliklerinin Kuveyt sınırına yığınak yaptığını gösterirken, Glaspie Saddam'a, Irak'ın Kuveyt'le sorununa "ABD karışmayacak" dedi.

Birkaç gün sonra, son dakika görüşmeleri sırasında Kuveyt Dışişleri Bakanı şöyle diyordu: "(Irak'a) karşılık vermeyeceğiz... Memnun değillerse topraklarımızı işgal etsinler... Biz de Amerikalıları getiririz." ABD'nin Kuveyt'in bu tutumunu teşvik ettiği bildirildi.

İki ülkenin birbirinin gırtlağına sarılması yeni bir şey değildi. 1989'da CIA Başkanı William Webster Kuveyt Güvenlik Şefi'ne, "Irak'a baskı yapmak için, Irak ekonomisini kötüleştirme avantajını elde etmeyi" öğütledi. Aynı sıralarda, CIA'ya bağlı bir "think-tank" da Saddam'a, Kuveyt'e baskı uygulamasını tavsiye ediyordu.

Bir ay önce, Bush yönetimi, Irak'la büyük çaplı ekonomik işbirliğinden söz eden gizli bir yönerge yayınladı. Bu girişim Saddam'a milyarlarca dolarlık gizli silah satışıyla sonuçlandı.

Körfez Savaşı ayrıca bölgeyi istikrarsızlaştırdı ve Kuveyt'i ABD'ye daha bağımlı hale getirdi. Amerikan petrol şirketleri şimdi petrol fiyatlarını daha çok kontrol edebiliyorlar ve böylelikle kârlarına kâr katıyorlar. ABD ordusu bölgede daha çok üs bulundurmak için bahane elde etti. Örneğin o zamana kadar Suudi Arabistan buna yanaşmadı. Savaş, askeri harcamaların aşırı düzeyde sürmesi "gereksinimine" meşruluk kazandırdı. Son olarak, savaş Üçüncü Dünya ülkeleri liderlerine, "hizayı bozmaya" kalkıştıklarında başlarına ne gelebileceğine ilişkin mesaj verdi.

U-2 Olayı « CIA Operasyonları

Başkan Eisenhower, görev süresinin sonlarına doğru, ömrü boyunca sadakatle hizmet ettiği insanlar hakkında başka bir düşünce edinmeye başladı. Ulusa veda konuşmasında, "askeri sanayi biriminden" türeyen "kötü güçlerin hızla yükselişinin yol açacağı olası felaketler" konusunda uyanda bulundu.

En azından Ike'ın (Eisenhower'ın lakabı) şüphelerinden bazılarının izi, 8 ay önce meydana gelen U-2 olayına kadar götürülebilirdi. Ike, ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa liderlerinin katılacağı bir barış zirvesi planlamıştı. Bu, onun "barış için Haçlı Seferi"nin doruk noktası olacaktı ve zirveden sınırlı da olsa bir nükleer denemeleri yasaklama anlaşmasının çıkması umuluyordu.

Konferansın arifesinde bir Amerikan U-2 casus uçağı Rusya'nın ortasına şap diye düştü. Daha kötüsü, Eisenhower yönetimi yalan söylerken suçüstü yakalandı. Önce "silahsız bir meteoroloji uçağının" yolunu kaybederek Sovyet sınırını geçtiği öne sürüldü. Sonra pilot Francis Gary Powers'ın, hem de l Mayıs günü, sınırdan binlerce mil içerde sağ olarak ele geçirildiği ortaya çıktı. Tahmin edileceği gibi Sovyetler küplere bindi ve zirve iptal edildi.

Gerçekte, Sovyet iddialarının ve basında çıkan haberlerin aksine, U-2 vurularak düşürülmemişti. Yakıtı bitince alçalıp iniş yapmıştı. Bu gerçek, CIA Başkanı Allen Dulles tarafından, tutanakları üzerindeki gizlilik kaydı 1975'te kalkan bir Kongre gizli soruşturmasında açıklandı.

Dulles, aynı soruşturmada, U-2 uçuşunun Başkanın talimatıyla yapıldığı "kanısında olduğunu" söyledi. En azından bunun oldukça uzak bir ihtimal olduğu söylenebilir. Çünkü Ike, Kruşçev'le tarihi zirve hazırlığı yaparken, yalnızca bu türden uçuşların tümünün durdurulması emrini vermemişti, iyi niyetini göstermek için Küba ve Tibet'teki örtülü operasyonları da geçici olarak azaltmıştı.

U-2'nin barış zirvesini sabote etmek amacıyla düşürüldüğü daha ağır basıyor. Amerikalı Şahinler, Sovyetler'le gerilimin azalmasına ek olarak, 1956'da Macaristan'da CIA'nın tezgâhladığı ayaklanmaya destek vermediği için Ike'a öfkeliydiler. (Ike ayaklanmayı destekleseydi, nükleer savaşa yol açabilirdi.)

Ike, ister onun direktifiyle, ister itiraf ettiği gibi ondan habersiz yapılmış olsun, U-2 olayının tüm sorumluluğunu* üstlendi. Fakat, John F. Kennedy'nin CIA Başkanı John McCone'la teybe alınan telefon konuşmasında, üzerinde çalıştığı anılarında el yordamıyla bulduğu açıklamayı bildiriyordu: "İnsanları beni aptal yerine koymuş olmakla suçlamak istemiyorum, ancak..."