Siyaset ve Politika

Tarihte Siyasi Partiler « Genel

Partiler, toplum içindeki farklı düşünce ve çıkarları olan topluluklardır. Tarihi bu açıdan İncelersek, Eski Yunanistan'da, Roma'da, egemenliği elinde bulunduran siyasî toplulukların varlığını görürüz. Ortaçağ'da Avrupa'da büyük ailelerin, hanedanların didişmeleri de parti ayrılıklarından başka bir şey değildir. İslâm dünyasındaki çeşitli tarikat, mezhep mensuplarının dini, siyasi savaşmaları da parti ayrılıklarından doğmuştur.

Yalnız, asıl partilere, modern devlette raslanır. Gerçek anlamında siyasî faaliyet, modern devlette sağlanan hür toplumsal ortam içinde gelişmiştir. Siyasî partilerin hayatı, hür demokratik rejime bağlıdır. Demokrasilerde, siyaset hayatını, iktidar ve muhalefet partilerinin ortak çabaları canlı tutar.

İktidardaki parti, ya da partiler, bu mevkide tutunmak için; muhalefettekiler de oraya geçmek için, kanunların yasaların uygun gördüğü sınırı aşmadan, savaşırlar. Her iki taraftakiler, programlarını gerçekleştirmenin yollarını araştırırlar, çabalarlar. Programlarında, partileri iktidardayken gerçekleştirecekleri işler, ıslahat özetlenmiştir. Programlar, partilerin milletlerine karşı bir çeşit taahhütlerini belirtir. Devrimci partilerin programlarında, iktidara geçince rejimi değiştirmek yerine, başka temellere dayanan bir rejim kurmak sözü vardır.

Yalnız bir memleketin sınırları içinde faaliyet gösteren partilere, "millî partiler", birkaç memleketi kapsayan faaliyette bulunanlara da "milletlerarası partiler" denir ki, bunların başında komünist partisi gelir. Bazı devletlerde iki parti, bazılarında ise ikiden çok parti bulunur. Bugün dünyada, çok partili rejimlerden çift partili rejimlere doğru bir eğilim görülmektedir.

Irkçılık « Görüşler ve Doktrinler

Sosyal psikolojide ırkçılık (rasizm), otoriter kişilik, stereotipler, önyargılar ve gruplar arası ilişkiler bağlamında ele alınmaktadır. Allport'un (1954) klasik analizinde ırkçılık, esas olarak belirli bir gruba karşı önyargıdan itibaren dışlama, ilişkiden kaçınma, ayrımcılık yapma, şiddet ve saldırganlık gibi basamaklar içeren bir davranış yelpazesini içermektedir. Bu doğrultuda ırkçılık, diskriminasyonu meşrulaştırmaya yönelik inançlar bütünü (Pettigrew ve Meertens, 1993) olarak tanımlanmaktadır.

Irkçılığa yaklaşımlar genel olarak değerlendirildiğinde, ırkçılığın önyargı, davranış ve ideoloji olarak kavramsallaştırıldığı görülmektedir (Taguieff, 1990). Önyargısal ırkçılık, kendini bir takım

gruplara karşı gizli düşmanlık, katı duygular, peşin hükümler, tarafgir yargılar ve genellemelerde ortaya koymaktadır; diskriminasyona dayalı davranışsal ırkçılık, grupları ayırma ve bölme, bir grubu diğerine tabi kılma, boyun eğdirme, dışlama gibi davranışlarda ifadesini bulmakta; açıklama düzeyinde yer alan ideolojik ırkçılık ise belirli bir gruba yönelik şiddetin haklılaştırılması, dışlayıcı tutum ve davranışların meşrulaştırılması çabalarında yansımaktadır.

U-2 Olayı « CIA Operasyonları

Başkan Eisenhower, görev süresinin sonlarına doğru, ömrü boyunca sadakatle hizmet ettiği insanlar hakkında başka bir düşünce edinmeye başladı. Ulusa veda konuşmasında, "askeri sanayi biriminden" türeyen "kötü güçlerin hızla yükselişinin yol açacağı olası felaketler" konusunda uyanda bulundu.

En azından Ike'ın (Eisenhower'ın lakabı) şüphelerinden bazılarının izi, 8 ay önce meydana gelen U-2 olayına kadar götürülebilirdi. Ike, ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa liderlerinin katılacağı bir barış zirvesi planlamıştı. Bu, onun "barış için Haçlı Seferi"nin doruk noktası olacaktı ve zirveden sınırlı da olsa bir nükleer denemeleri yasaklama anlaşmasının çıkması umuluyordu.

Konferansın arifesinde bir Amerikan U-2 casus uçağı Rusya'nın ortasına şap diye düştü. Daha kötüsü, Eisenhower yönetimi yalan söylerken suçüstü yakalandı. Önce "silahsız bir meteoroloji uçağının" yolunu kaybederek Sovyet sınırını geçtiği öne sürüldü. Sonra pilot Francis Gary Powers'ın, hem de l Mayıs günü, sınırdan binlerce mil içerde sağ olarak ele geçirildiği ortaya çıktı. Tahmin edileceği gibi Sovyetler küplere bindi ve zirve iptal edildi.

Gerçekte, Sovyet iddialarının ve basında çıkan haberlerin aksine, U-2 vurularak düşürülmemişti. Yakıtı bitince alçalıp iniş yapmıştı. Bu gerçek, CIA Başkanı Allen Dulles tarafından, tutanakları üzerindeki gizlilik kaydı 1975'te kalkan bir Kongre gizli soruşturmasında açıklandı.

Dulles, aynı soruşturmada, U-2 uçuşunun Başkanın talimatıyla yapıldığı "kanısında olduğunu" söyledi. En azından bunun oldukça uzak bir ihtimal olduğu söylenebilir. Çünkü Ike, Kruşçev'le tarihi zirve hazırlığı yaparken, yalnızca bu türden uçuşların tümünün durdurulması emrini vermemişti, iyi niyetini göstermek için Küba ve Tibet'teki örtülü operasyonları da geçici olarak azaltmıştı.

U-2'nin barış zirvesini sabote etmek amacıyla düşürüldüğü daha ağır basıyor. Amerikalı Şahinler, Sovyetler'le gerilimin azalmasına ek olarak, 1956'da Macaristan'da CIA'nın tezgâhladığı ayaklanmaya destek vermediği için Ike'a öfkeliydiler. (Ike ayaklanmayı destekleseydi, nükleer savaşa yol açabilirdi.)

Ike, ister onun direktifiyle, ister itiraf ettiği gibi ondan habersiz yapılmış olsun, U-2 olayının tüm sorumluluğunu* üstlendi. Fakat, John F. Kennedy'nin CIA Başkanı John McCone'la teybe alınan telefon konuşmasında, üzerinde çalıştığı anılarında el yordamıyla bulduğu açıklamayı bildiriyordu: "İnsanları beni aptal yerine koymuş olmakla suçlamak istemiyorum, ancak..."