Monarşi « Görüşler ve Doktrinler
Otoritenin bir kraldan veya bir imparatorun elinde olduğu yönetim türü. Yunanca «monos», yalnız ve «arkhein», buyurmak'tan.
Etimolojik anlamına bakılırsa monarşi bir kişinin yönettiği bir devlet düzenidir. Gerçekte ise bu terim, iktidarın aynı ailede soydan geçme yoluyla kalması biçiminde nitelendirilebilecek bir yönetim biçimini tanımlar.
tanrısal hakka dayanan iktidar
Monarşi, yüzyıllar boyu, dünyada en yaygın yönetim biçimi olageldi. Bunlar çoğu zaman, geleneksel tanıma en yakın, tanrısal hakka dayanan monarşilerdi: prens, iktidarı tek başına elinde tutar ve Tanrı'dan başka kimseye hesap vermek zorunda değildir, çünkü otoritesini ondan almıştır. Aslında, bu tip yönetim hiç bir zaman tam anlamıyla uygulanamamıştır. Gerçekten, en müstebit hükümdarlar bile, uyruklarının bazılarını (zengin ve güçlü soylular, etkili din adamları gibi) kollamak zorundaydılar; üstelik ulaşım ve haberleşme araçlarının yavaşlığı da onları, uzak bölgelerdeki topraklarını başkaları eliyle yönetmeğe zorluyordu. Bununla birlikte otorite gene de kralın veya danışmanlarının elinde toplanmıştı ve halk, alınan kararlara karışamıyordu.
meşrutiyet geçidi
Birçok ülkede toplumsal ve siyasal gelişim, özellikle XVIII. yy. sonlarında, «meşrutî» adı verilen yeni bir tür monarşinin doğmasına yol açtı: o zaman hükümdarın yetkileri, yazılı bir Anayasa ile tanımlanmış ve sınırlanmış oluyordu. Bu monarşi genellikle «parlamenter»dir ve demokrasiye pek yakın olabilir: kral, devletin simgesi olarak kalır, ancak yürütme yetkisini bir hükümete bırakır; hükümet de halk tarafından seçilmiş bir millet meclisinin kararlarına uymağa zorunludur. Sözgelimi Hollanda, Danimarka, İngiltere, İsveç ve Belçika'da durum böyledir.
Vietnam: 1964-1975 « CIA Operasyonları
JFK ve Ngo Dinh Diem'in öldürülmesinden sonra, Amerikan savaş birliklerinin Vietnam'a girmesinin önü açıldı. JFK'nin 1963 Kasım'ında katledildiği günlerde, Başkan Johnson, JFK'nin Vietnam'daki ABD personelini 1965 sonuna kadar geri çekme planını değiştirdi. Johnson, sinirli bir generale, "Beni seçtirin, o lanet olası savaşınıza kavuşursunuz" diyordu.
1964 Ağustos'unda, CIA ve ilişkili askeri istihbarat ajansları, Kuzey Vietnam açıklarında Tonkin Körfezi'nde sahte bir Vietnam saldırısı düzenlettiler. Kuzey Vietnam saldırganlığı olarak gösterilen bu olay, ABD müdahalesini tırmandırmanın gerekçesi yapıldı.
1965 Mart'ında, Amerikan birlikleri Vietnam içlerine akmaya başladı. 9 yıl Fransızların desteklenmesi, bir 9 yıl da Diem'e arka çıkmak ve üstüne CIA'nın 2 yıl boyunca yaptığı operasyonlar hep boşa gitmişti. Bu noktadan sonra, savaş görevini Amerikan ordusu üstleniyordu.
Vietnam halkının ezici çoğunluğu kendi örgütleri Ulusal Kurtuluş Cephesi'ni (National Liberation Front-NLF; kısa adıyla Vietkong) desteklediği için, Amerikan ordusu işe köyleri yok etmekle başladı. Halkı toplama kamplarına doldurdu, liderlerini ayıklayıp yok etti ve tüm ülkeyi "serbest ateş bölgesi" ilan etti; başka bir deyişle, hareket eden her şeye ateş açıldı.
Yine de hâlâ CIA'nın oynayacağı bir rol vardı. Phoenix Operasyonu, basit ve kestirmeden bir katliam programıydı. Programın ana fikri, belediye başkanları, öğretmenler, doktorlar, vergi memurları gibi Vietkong'un güneydeki paralel iktidarına yardım eden etkili kişileri öldürerek, Vietkong'u felce uğratmaktı.
"Şüphelilerin" çoğuna işkence yapıldı ve bazıları helikopterlerden aşağı atıldı. Phoenix Operasyonu'nu yöneten CIA yetkilisi William Colby (sonradan CIA Başkanı oldu), yapılanları "askeri zorunluluk" diye savunmasına karşın, Kongre'ye verdiği ifadede, öldürülen 20 bin Vietnamlıdan kaçının Vietkong, kaçının "sadık" Vietnamlı olduğu hakkında fikri olmadığını belirtti.
Phoenix, ABD ile Güney Vietnam'ın ortak operasyonu olduğu için Colby'nin bu kafa karışıklığı anlaşılabilir. Güney Vietnam, operasyonu, kan davası, korunma ve toprak ele geçirme aracı olarak görüyordu. Güney Vietnamlıların hesabına göre, Phoenix Operasyonu'nda ölenlerin sayısı 40 bin dolayında. Gerçek rakam az ya da çok; cinayetlerin zorunlu hale geldiğine kuşku yok. İşte bu yüzden katliamları önlemeye çalışıyorduk.
Sosyal Demokrasi « Görüşler ve Doktrinler
Gerek geçmişte, gerekse günümüzde farklı kişiler tarafından sosyal demokrasi kavramından, çok farklı şeyler anlaşılıyorsa da, sosyal demokrasi ortaya çıktığı dönem, yani 19. yüzyıl sonları açısından "siyasal demokrasi içinde emekçi sınıfların sosyal ve ekonomik haklarının genişletilmesi amacına yönelik tüm savaşımları kapsayan bir öğreti" olarak tanımlanabilir.
Fakat ayrıntılara girildiği zaman meselenin böylesine kolay açıklanabilir ve yalın olmadığı görülecektir. Örneğin daha sonra Bolşevik Parti adını alan ve Rus Çarlığı'nda bir devrim gerçekleştirerek SSCB'yi kuran partinin adı da Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi'ydi. Buna karşılık Almanya'da Rosa Luxemburg yönetiminde benzer bir eylem yapmak isteyenleri engelleyen parti de Almanya Sosyal Demokrat Partisi adını taşıyordu.
Aynı ad altında çok farklı beklentiler olabilmektedir. Kaldı ki günümüz dünyasında farklı ülkelerdeki sosyal demokrat partiler, çok daha kesin sınırlarla birbirinden ayrılabilmektedir. Tüm bunların dışında aynı ülke içinde öylesi sosyal demokrat hareketler olabilmektedir ki, aralarında ad aynılığından başka ortak bir nokta bulmak mümkün olmamaktadır.
Tarihsel olarak sosyal demokrasinin gelişimine baktığımız zaman öncelikle 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa kıtasında sanayi işçilerinin sayıca ve toplum içindeki oran olarak hızla büyüdükleri noktasından harekete geçmek gerekir. İşte sosyal demokrasi bu sanayi işçilerinin taleplerinin dile gelmesinden başka bir şey değildir.
Fakat burada bir hususun baştan açıklanması gerekir. İşin o aşamasında sosyalizmle sosyal demokrasi arasında kuramsal bir farklılık gözetilmediği gibi, talepler açısından bir farklılık gözlenmesi de mümkün değildi. Kapitalist toplumun kurumlarını, yapısını ve inancını, işçi sınıfının yararına değiştirmek isteyen tüm görüşler, sosyal demokrasi olarak adlandırılıyordu.
Günümüzde "sağ" ve "sol" ayrımı o günlere oranla çok değişmiş bulunmaktadır. Gerçekten o dönemde sağ dendiği zaman anlaşılan mutlakıyetçiler, monarşistler ve çok ufak bir kısım liberallerdi. Sol dendiği zaman ise liberallerin büyük bir bölümü ve sosyal demokratlar anlaşılırdı. Günümüzde ise sağı liberalistler temsil ederken, sosyal demokratların bir bölümü de sağ içinde görülebilmektedir. Buna karşılık sol, sosyalistler ile diğer sosyal demokratlardan oluşmaktadır.
Pek çok yazarın özenle vurguladıkları gibi liberallerle sosyal demokratlar arasındaki ayrım, bundan elli sene önce oldukça fazlaydı. Ancak günümüzde bu ayrım çok azalmıştır. Belki de birçok kuşak sonra tüm olarak kaybolacaktır. Zira liberaller, gitgide sosyal bir nitelik kazanırken, sosyal demokratlar, mülkiyet ve ekonominin devlet tekelinde bulunması konusundaki düşüncelerini önemli ölçüde yumuşatmışlardır.
Hatta ilginç bir nokta olarak, günümüz ABD'sinde "liberal" olarak adlandırılan bir kişinin görüşleri, Avrupa'da sosyal demokrat olarak adlandırılan kişilerin görüşleriyle aynıdır. Yani Avrupa'da sosyal demokrat olarak nitelenen görüşler, ABD'de liberal olarak nitelenmektedir. Ayrıca günümüzde sosyal demokrat partilerden pek çoğunun ekonomik alanda savunduklarının liberalizmden başka bir şey olmaması çok ilginçtir.
Sosyal demokrasinin sosyalizmden gitgide uzaklaşması ve liberal görüşleri savunmaya başlaması yönündeki gelişmeler, 20. yüzyılın başlarına denk düşmektedir. Yani sosyalizmle sosyal demokrasi arasında başlayan uzaklaşmanın kristalleşmesi ancak 20. yüzyılın başlarında olmuştur. Zira gerek I. Enternasyonal'de (1864, 1876) ve gerekse II. Enternasyonel'de (1889--914) sol düşüncenin tüm farklı anlayışları temsil edilmiştir. Ancak devrimden sonra SSCB'de toplanan III. Enternasyonel'le yolların iyice ayrıldığı ortaya konmuştur.
Sosyal demokrasi, devletin ödevlerini artırdığı gibi, halkın ödevlerini de artırmaktadır. Burada siyasetin kapsamı genişlemektedir. Devletin temel görevi, var olan özgürlükleri korumak değil, var olması gereken özgürlüklerin ortamını hazırlamaktır. Servetin belirli ellerde toplanması, farklı gelir grupları arasındaki büyük farklar, fırsat eşitliğinin yokluğu, işsizlik gibi hususlar sosyal demokrasinin ilk mücadele hedefleri olmaktadır.
Sosyal demokrat terimi, sosyal demokrasi taraflarını ifade etmek için kullanılan bir terimdir. 19. yüzyılın ikinci yarısında Marksist eğilimli parti mensupları için kullanılan bu kavram, daha sonraları ılımlı sosyalistler için kullanılmıştır. Bugün ise sosyal demokrasi, kavramın taşıdığı belirsizlik paralelinde sosyal görüşlü liberaller için kullanıldığı gibi ılımlı sosyalistler için de kullanılmaktadır.