Domuzlar Körfezi Çıkarması « CIA Operasyonları
Kübalı devrimci Fidel Castro, ABD'nin desteklediği Batista diktatörlüğünü 1959'da devirdiği zaman, ülkedeki tüm kumarhane ve genelevleri kapattı, ekonomiyi millileştirdi. Bu, mafya ile çokuluslu ABD şirketlerini çok kârlı bir sağmal inekten yoksun bıraktı.
En iyi arkadaşı Bebe Rebozo ve diğerleri üzerinden mafyayla uzun zamandan beri bağlar kurmuş olan Başkan Yardımcısı Richard Nixon, CIA ile birlikte Castro'yu saf dışı bırakmak için gizli planlar yapmaya başladı. Bu işe, sonraki başkanın Nixon olacağı beklentisiyle, Eisenhower'dan habersiz giriştiler. Nixon'ın yerine John Fitzgerald Kennedy (JFK) başkan seçilince, hakkında ciddi endişe duyduğu bir operasyon devraldı: Domuzlar Körfezi'nden Küba'yı işgal etmek...
JFK de Castro dan kurtulmaya can atıyordu atmasına da; bu iş için Amerikan kuvvetlerini değil, yalnızca Kübalı mültecileri kullanmak istiyordu. CIA, JFK'yi Amerikan ordusunu kullanmaya ikna edecek bir provokasyon yapabileceğini umdu. Ama JFK inatla Amerikan silahlı kuvvetlerini bulaştırmayı reddedince, 1961 Nisanı'ndaki işgal harekâtı başarısız oldu.
Belki de işgal her durumda başarılı olmayacaktı, 1500 kişilik işgal kuvvetinin eğitimi gibi, operasyonun güvenliği de zayıftı. Guantanamo'daki Amerikan üssünden başlatılması planlanan yanıltıcı saldırının yapılamamasının yanı sıra, CIA'nın öteki kozu olan, Castro'ya suikast da gerçekleşmedi.
CIA, Castro'nun öldürülmesi için mafyayı kiralamıştı. Bunu hem CIA, hem de mafya canı gönülden istiyordu. Suikast, işgalle aynı anda olacaktı. CIA'nın sağ elinin sol elinden haberi olmadığı için, komiktir ki, mafya tetikçisi az daha kendini öldürüyordu. Tetikçi, Castro'dan sonra Küba'yı yönetmek için seçilmiş JFK'nin desteklediği 8 Kübalı göçmen liderden birisiydi. Fakat Nixon bunları işgal girişimi sırasında tutukladı. Eğer işgal başarıya ulaşsaydı 8 Kübalı öldürülecek ve yerlerine Nixon'un desteklediği Kübalılar geçecekti.
CIA, kendisine yönelecek suçlamaları önlemek ve JFK'yi daha savaşçı bir tutuma zorlamak için, JFK'nin Küba'ya hava saldırısını iptal etmesinin Domuzlar Körfezi başarısızlığına yol açtığı yönünde propaganda kampanyası başlattı. Aslında, hava saldırısı kararı JFK'nin haberi olmadan alınmıştı. Tıpkı Eisenhower'ın benzer bir durumda yaptığı gibi, JFK de bütün sorumluluğu üstlendi.
JFK'nin ölümünden sonra da CIA'nın Castro ile savaşı sürdü. CIA, en azından 1987'ye kadar, Castro'yu öldürmek için iki düzineden fazla girişimde bulundu. Ayrıca, biyolojik savaş da dahil, Küba'da çok sayıda CIA sabotajı düzenlendi.
Domuzlar Körfezi'ne kansan Kübalılara gelince; çoğu örgütlü suça yöneldi veya serbest terörist oldu. Diğerleri, örtülü operasyonlarda CIA için çalışmayı sürdürdü. Elbette büyük bölümü ikisini bir arada yürüttü.
Sağcı ve Solcu Deyimleri « Görüşler ve Doktrinler
Tarihçilerin çoğu insanların fikirlerine göre 'sağcı' ve 'solcu' diye ayrılmalarının 11 Eylül 1789 tarihinde, ihtilalden sonra açılan ilk Fransız Milli Meclisi'nde başladığına hemfikirler.
745 üyeli meclisin bu ilk oturumunda hükümdarlık yönetimi taraftarları, salonun başkana ve konuşmacıya göre sağ yanında, liberal ve radikal görüşe sahip olanlar da solunda oturdular. Başkan ve konuşmacılar da bunlara hitap ederken kendilerine göre 'sağ kanattakiler' ve \sol kanattakiler' deyimlerini kullandılar.
Fransız meclisinde ihtilalin ve hükümdarlığın etkilen azalıp günlük yaşama dönük sorunlar görüşülmeye başlanınca, başlangıçta çok belirgin olarak ikiye ayrılmış meclisin içinde tekrar bölünmeler oldu. Ağırlık merkezleri değişti. Eski sağın içinde yeni 'sağ'lar ortaya çıktı.
Eskiden solda olan liberal ve radikal güçler bazı konularda sağdakilerle aynı görüşleri paylaştılar. O zamanın şartlarında insanlar hem hürriyetçi, hem tutucu, hem de milliyetçi olabiliyorlardı. Ancak yine de Fransız meclisindeki bu ilk ayrım sonradan tüm dünyada, siyasi farklılığın ve iki zıt görüşün tanımlaması oldu.
Hizbullah Terör Örgütü « Genel
Hizbullah, 1973 yılında Tahran'da tutuklu bulunduğu cezaevinde ölen Ayetullah Mahmud Gaffari tarafından temeli atılan dini bir hareket olarak doğmuştur.
1978-1979 yıllarında Humeyni'nin İran'da iktidara gelmesiyle sonuçlanan İran İslam Devrimi esnasında oynadığı rol ile şöhrete kavuşan Hüccet'ül-İslam, Hadi Gaffari isimli şahsın lider olduğu dönemde İran'da Humeyni düşmanlarına karşı önemli bir güç haline gelmiştir.
Devrimde aktif bir güç halini alan bu kitle, 1982 yılına gelindiğinde Humeyni'nin, devrimden önce faaliyet gösteren 25 kadar örgütü, Hizbullah Çatısı altında birleştirme amacıyla yapmış olduğu çağrıya uyan örgütlerle birlikte, İran Devrim Muhafızlarından gönüllü bir birliğin Bekaa Vadisi'ne yerleştirilmesi neticesinde teşkilatlanmış ve bir örgüt haline gelmiştir.
İran yönetiminden açık ve tam destek alan bu örgüt, dünya üzerindeki devletleri, Dar'ül İslam (İslami kanunlarla idare edilen) ve Dar'ül Harp (İslami kanunlarla idare edilmeyen) olmak üzere ikiye ayıran bir anlayışla, Dar'ül Harp olarak ilan edilen ülkelerde her türlü eylemi gerçekleştirmenin büyük bir dini vecibe olduğu yönündeki dini propaganda ile elemanlarını yetiştirmektedir.
Örgütün amacı, Ortadoğu'daki Müslüman ülkelerde mevcut rejimleri devirerek, yerine Şeriat düzenine dayalı yönetimleri getirmektir. Örgütün liderliğini Şeyh Hasan Nasrallah yapmaktadır.
Askeri alandaki faaliyetlerini genellikle terör eylemleri şeklinde yürüten örgüt, siyasi alanda da İran İslam Devrimi'nin propagandasını yoğun bir şekilde sürdürmektedir.
Türkiye'de merkezi Erzurum olup, Van, Hakkari, Muş, Bitlis, Diyarbakır, İstanbul ve Ankara'da da faaliyetleri bulunmaktadır. Türkiye'deki amacı, İran'da olduğu gibi anayasal düzeni değiştirip, yerine dini esasları temel alan bir devlet düzeni kurmaktır.
Örgüt nihai hedef olarak, Lübnan topraklarında bir İslam Devleti kurmak amacı doğrultusunda faaliyetleri sürdürürken, bir yandan hedefe ulaşmakta en büyük engel olarak gördüğü ABD ve İsrail hedeflerine yönelik çeşitli saldırıları gerçekleştirmekte, diğer taraftan da seçimlere katılmak sureti ile ülkedeki siyasi yapıyı ele geçirmeye çalışmaktadır.
Lübnan'ı islami hareketlerin odak noktası haline getirmek çabasının yanında buraya bir Şii İslam Devleti kurma amacına yönelik olarak da faaliyet gösteren Hizbullah Örgütü, Suriye hesabına çalışan Nebih Berri'nin başkanlığını yaptığı Şii Emel Örgütü ve Arafat karşıtı/Suriye yanlısı Filistinli örgütlerle de beraber çalışmalar yapmaktadır. Hatta Şii Emel Örgütü'nün Lübnan'da fazla bir gücünün kalmaması üzerine bu örgütün aktif elemanlarının Hizbullah Örgütü saflarına katılmalarını sağladıkları bilinmektedir.
Lübnan'da büyük bir nüfuza sahip olan Suriye'nin, İran'la ilişkilerini zedelememek istemesi, örgütün Batılılara ve İsrail'e karşı mücadelesinden menfaat umması, Güney Lübnan'daki şiddet eylemlerinde ülkesi adına çıkar hesapları yapması gibi sebeplerle, Hizbullah Örgütü'nün ülkesindeki faaliyetlerine göz yumduğu söylenebilmektedir.
1989 yılından itibaren silah kaçakçılığı olaylarına da karıştığı bilinen Örgüt, bu tarihten itibaren Lübnan ve Beyrut'ta din adamı ve işadamlarına yönelik kaçırma eylemlerine girişmiştir.
Haşimi Rafsancani'nin cumhurbaşkanlığına seçilmesinden sonra politika değiştiren ve dünya devletleri ile irtibat kurmak isteyen İran'ın, elinde bulundurduğu rehineleri serbest bırakması için örgüte yapmış olduğu çağrıların olumlu sonuçlar vermesi ile ortaya çıkan durum, İran'ın örgüt üzerindeki ağırlığını göstermesi açısından dikkat çekmiştir.
Al Fajr ve Al Ahd isimli dergiler çıkartan Hizbullah, diğer Ortadoğu ülkeleriyle de menfaatleri doğrultusunda irtibata geçmekte sakınca görmemekte, hatta zaman zaman Lübnan ve Suriye gibi ülkelerden çeşitli yardımlar almaktadır.