Şikago Ekolü « Görüşler ve Doktrinler
Şikago Ekolü, 1920'lerden itibaren Amerikan sosyolojisinde etkin bir rol oynayan ve belli başlı temsilcileri arasında W. Thomas, R. Park, E. Burgess ve L. Wirth gibi isimlerin bulunduğu bir sosyoloji hareketidir.
Şikago Ekolü, çoketnili Amerikan kentlerinde Öne çıkan gettolaşma sorunları (göçmenlerin ve marjinal grupların yaşma tarzları, sosyal grupların kent mekânında yerleşme biçimleri, ekonomik etkinliklere ve mesleklere girme zorlukları, sosyal dışlanma, sosyalleşme biçimleri, vb.) üzerinde durmuş ve araştırmalarını 'kentsel ekoloji' adı altında toplamıştır.
Katılımcı gözlem, yaşam öykülerinin analizi, gazete analizi, mektupların analizi, kişisel görüşme gibi araştırma teknikleri kullanan Şikago Ekolü mensuplarının çalışmaları, çevre psikolojisi bakımından da önem taşımaktadır.
Libya « CIA Operasyonları
Nisan 1980'de, CIA ajanları Edwin Wilson ile Frank Terpil, Libya lideri Muammer Kaddafi yönetimine silah ve askeri eğitim sağlamak suçlarından mahkemeye verildiler. CIA, Wilson ve Terpil'i "kırmızı filler" olarak niteledi. Oysa, halen federal bir cezaevinde ömür boyu hapis cezasını çekmekte olan Wilson, emirlere uygun hareket ettiğini savunuyor.
Wilson'un iddiaları ciddiye alınmaya değer. Operasyonda görev alanların çoğu ellerine şaplak atılır gibi hafif cezalara çarptırıldılar ve Amerikan hükümeti için çalışmayı sürdürdüler. Bir kısmı İran/Kontra skandalinin oyuncuları oldu. Kaddafi'ye sağlanan plastik patlayıcılar, aralarında Orlando Letelier suikastının da bulunduğu CIA ile bağlantılı birtakım bombalama eylemlerinde kullanılmış olabilir.
Diğerleri Saddam ve Noriega gibi parlayıp sönerken, Kaddafi, uzun zamandır sıkı sıkıya yerleştirildiği ABD'nin resmi umacısı konumundan hoşnut. Dahası, Kaddafi, İngiliz ve Almanlardan da silah ve askeri eğitim alıyor. Ayrıca, İtalya'nın en büyük şirketi, Batı savunma sanayinin önemli firmalarından Fiat'ın yüzde 15 hissesine sahip olduğu belirtiliyor.
Kaddafi'nin 1969'da darbeyle iktidara geliş şartları da tuhaf. Çok büyük petrol varlığı söz konusu olmasına rağmen, Nixon ve Kissinger, Kaddafi'nin Batı yanlısı Kral'ı devirmesini hafif bir kaş kaldırmayla karşıladı. Hemen arkasından Kaddafi, petrol fiyatlarının artırılması için ajitasyona başladı.
Nixon yönetimi, Kaddafi'nin petrol fiyatlarının yükseltilmesi önerisini haklı buldu ve İran Şahı da kabul etti. Sonuçta tırmanan petrol fiyatları yalnız çokuluslu petrol şirketlerini daha da zenginleştirmekle kalmadı, Şah'ın Amerikan silahlarına milyarlar akıtmasına olanak sağladı. Şah, bu silahları ABD'nin bölgesel jandarması rolünü gerçekleştirmede kullandı.
Eğer Kaddafi gerçekten Batı'nın ajan provokatörü ise, bu hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Birçok Arap teröristin sokağın iki yakası için çalıştığı ortaya çıktı. Çok sayıda Arap devlet başkanı CIA'nın bordrosunda.
Buna karşılık, Kaddafi'nin tam da göründüğü gibi çılgın bir Arap milliyetçisi olduğunu kabul etsek bile, bu, kesinlikle Wilson'un iddialarını çürütmez. CIA, kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek için Kaddafi rejimine sızmıştır; ama operasyon, başka pek çok olayda olduğu gibi, CIA'nın elinde patlamıştır.
Irak « CIA Operasyonları
1991 başındaki Körfez Savaşı pek bir şey değiştirmedi. Şu eski ahbabımız despotik Kuveyt Emiri tahtına geri döndü. Eskiden dostumuz olan Saddam Hüseyin, bir-iki iğnelemeye karşın hâlâ iktidarda ve her zamanki gibi gaddar. Yüz binlerce Iraklı öldü, savaştan dönen binlerce Amerikan askeri esrarengiz bir hastalığın pençesinde ve Basra Körfezi tarihin en büyük çevre felaketini yaşıyor; binlerce ton petrol hâlâ temizlenmedi. Doğal olarak, "Acaba bunlardan kaçınılabilir miydi?" sorusu akla geliyor.
Tüm anlaşmazlık Kuveyt'in eğik sondaj yaparak Irak petrolünü çalmasıyla başladı. Kuveyt, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Brent Scowcroft'un eski şirketinden aldığı araçları kullanarak, Irak toprağı altındaki rezervlerden 14 milyon dolarlık petrol sızdırdı. Hatta, Kuveyt'in sondaj cihazlarını yerleştirdiği alan bile eskiden Irak toprağıydı. Eğik sondajla başkasının petrolünü çalmak Teksas'ta vurulmak için yeterlidir ve tabii Ortadoğu'da da savaş başlatmak için yeterli oldu.
Yine de anlaşmazlık görüşmelerle çözülebilirdi. Ama eğer bu işleri gerçekte savaş kışkırtmak amacıyla yapıyorsanız, savaştan kaçınmak zordur.
Kışkırtmanın en bilinen örneği, Irak'ın Kuveyt'i işgalinden beş gün önce Saddam'la ABD'nin Bağdat Büyükelçisi April Glaspie arasında gerçekleşen görüşmedir. CIA uydu fotoğrafları Irak işgal birliklerinin Kuveyt sınırına yığınak yaptığını gösterirken, Glaspie Saddam'a, Irak'ın Kuveyt'le sorununa "ABD karışmayacak" dedi.
Birkaç gün sonra, son dakika görüşmeleri sırasında Kuveyt Dışişleri Bakanı şöyle diyordu: "(Irak'a) karşılık vermeyeceğiz... Memnun değillerse topraklarımızı işgal etsinler... Biz de Amerikalıları getiririz." ABD'nin Kuveyt'in bu tutumunu teşvik ettiği bildirildi.
İki ülkenin birbirinin gırtlağına sarılması yeni bir şey değildi. 1989'da CIA Başkanı William Webster Kuveyt Güvenlik Şefi'ne, "Irak'a baskı yapmak için, Irak ekonomisini kötüleştirme avantajını elde etmeyi" öğütledi. Aynı sıralarda, CIA'ya bağlı bir "think-tank" da Saddam'a, Kuveyt'e baskı uygulamasını tavsiye ediyordu.
Bir ay önce, Bush yönetimi, Irak'la büyük çaplı ekonomik işbirliğinden söz eden gizli bir yönerge yayınladı. Bu girişim Saddam'a milyarlarca dolarlık gizli silah satışıyla sonuçlandı.
Körfez Savaşı ayrıca bölgeyi istikrarsızlaştırdı ve Kuveyt'i ABD'ye daha bağımlı hale getirdi. Amerikan petrol şirketleri şimdi petrol fiyatlarını daha çok kontrol edebiliyorlar ve böylelikle kârlarına kâr katıyorlar. ABD ordusu bölgede daha çok üs bulundurmak için bahane elde etti. Örneğin o zamana kadar Suudi Arabistan buna yanaşmadı. Savaş, askeri harcamaların aşırı düzeyde sürmesi "gereksinimine" meşruluk kazandırdı. Son olarak, savaş Üçüncü Dünya ülkeleri liderlerine, "hizayı bozmaya" kalkıştıklarında başlarına ne gelebileceğine ilişkin mesaj verdi.